Showing posts with label evlilik. Show all posts
Showing posts with label evlilik. Show all posts

Saturday, 3 September 2016

Evlilik üzerine ilginç birkaç lakırdı...



Bugünlerde genler üzerine çalışırken, beklenmedik makalelere denk geliyorum. Elimden geldiğince de paylaşıyorum. Yapmakta olduğum araştırmamı paylaşmaya kalksam muhtemelen hiç ama hiç ilginizi çekmeyecektir. Muhtemelen okurken kendinizi önce esnerken sonra da uyuklarken yakalayacağınızı tahmin ediyorum.

Neyse, bu sefer denk gelen konu evlilik. Sosyologların yıllar süren çalışmaları sonucunda evlililiğin benzer sınıf, gelir ve eğitim düzeyi bireyler arasında gerçekleştiği sonucuna varılmış olmasına karşın; gen çalışmalarının ortaya koyduğu gerçek ise, çok daha çarpıcı. Elbette benzer sınıf, kişilik ve özellikle eğitim düzeyinin rolü yadsınamaz bir gerçek. Son yapılan çalışmalarla her ne kadar genlerin rolü ilk sırayı aldığı tespit edilmiş olsa dahi  evliliğin sürekliliğini sağlayan temel olgu yine benzeşmeye dayanıyor. (Dikkat karşıtlığa değil! Karşıt bireyler, kutuplar birbirini çeker diye bir olgu mevcut değildir.)

Nasıl olduğu henüz anlaşılamamakla birlikte 6. kromozomu uygun olan ve genetik haritası eşleşen birini eş olarak seçiyor olmamız oldukça ilginç. Bu detaylara ulaşabilmek için bir yığın tıbbi test ve laboratuarda karşılaştırma yapılması gerekmesine karşın; insan nasıl oluyor da dna haritası uygun birini eşi olarak seçebiliyor? Bunu nasıl çözümleyip anlayabiliyor? Hem de farkında bile olmadan! Belki de dna benzerliği insanları benzer yaşam modellerine ve eğitim seviyesine yönlendiriyor olsa da bu fikrin henüz tam olarak kanıtlanmamış bir teori olduğunu belirtmekte yarar var.

Teknik detaylarına girerek lafı çok uzatmak istemiyorum. Özeti yukarıda ilettiğim gibidir ve bence oldukça ilginçtir. Ancak teknik detaylarını merak edenler olabilir diye aşağıdaki linklerde antropolojik açıdan yaklaşımı da değerlendirmek adına Svante Paabo dahil olmak üzere diğer psikolojik (neuroscience), sosyolojik, genetik araştırmaları da veriyorum.


Genomic Assortative Mating in Marriages in the United StatesGuang Guo,1,2,3,* Lin Wang,4 Hexuan Liu,1,2 and Thomas Randall5
Margaret M. DeAngelis, Editor
http://www.ncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC4226554/

Sexy Science: Neanderthals, Svante Pääbo and the story of how sex shaped modern humansTabitha M. Powledge | March 6, 2014 | Genetic Literacy Project

https://www.geneticliteracyproject.org/2014/03/06/sexy-science-neanderthals-svante-paabo-and-the-story-of-how-lust-shaped-modern-humans/#.U3rP1C-aEWE

Genetic Match? People Marry Those With Similar DNA
By Stephanie Pappas, Senior Writer | May 19, 2014 03:00pm ET

http://www.livescience.com/45674-genetic-match-marriage.html

Genes matter: People marry mates with similar DNA but different immune systemsAlex Berezow | May 20, 2014 | RealClearScience

https://www.geneticliteracyproject.org/2014/05/20/genes-matter-people-marry-mates-with-similar-dna-but-different-immune-systems/

Saturday, 11 June 2016

Sevecekseniz


Sevecekseniz öyle birini sevin ki, ne sevginizi, ne aklınız, ne de kısacık yaşamdaki yıllarınızı boş yere işgal etmesin.
Birlikte yaşlanacaksanız; öyle birini seçin ki kirli olduğunuzda teninizin kokusundan rahatsızlık duymayacak; çok soğuk bir gecede aynı yorgan altında önce sizi ısıtmak isteyecek biri olsun.
Hayatta işler yolunda gitmediğinde; gün gelip de ekmek bile almakta zorlandığınızda; kol kanat gerebilecek yüreği olsun.
Sevecekseniz öyle birini sevin ki; ruhu ve bedeni edep örtüsüyle örtülü olsun;
sizden sıkılıp başka bedenlerin peşine düşmesin.
Bağlanacaksanız öyle birine bağlanın ki; saygıyı sevgisiyle yoğurabilmiş olsun.
Umutlarınızı bağlayacaksınız öyle birine bağlayın ki; sizi yüreğinin de, hayatının da merkezinde tutabilecek biri olsun; birkaç yıl sonra çekip gidecekse; ya da kolundan tutup kapı önüne koymak zorunda kalacağınız birisi ise; ne hayatınızda ne de yüreğinizde boş yere işgalci olmasın.

Sevecekseniz öyle birini sevin ki; üzerinize kurşunlar yağdırılsa bile; bedenini siper edebilsin;
tetikçinin üzerine atlayıp yaşamını size adayabilsin.
Aklınız, yüreğiniz ve zamanınız çok değerli;
Öyle biri değilse; değmeyecek kişiye boşa zaman harcamak yerine, kendinizi yaşama adayın ki son nefesinizi verirken hayatımı boşa geçirmedim diyebilesiniz. İnanın ki o son cümle huzurun ta kendisidir.

Thursday, 2 June 2016

Bir Bireyin Sağlıklı Olduğunu Nasıl Anlarsınız?


Sağlık konusundaki anlayışımızı değiştirmemiz gerektiğini, NIMH (Amerikan Ulusal Ruh Sağlığı Enstitüsü) Direktörü Thomas R.Insel'in 2013 tarihli konferansından ve daha sonra yayımlanmış akademik makalelerden anlamaktayız. Bugüne dek insan sağlığının bedensel ve ruhsal sağlık olarak tanımlanmış olmasına ve asıl risk taşıyan faktörün bedensel sağlık olduğuna inanmış olmamıza karşın; yapılan araştırmaların ortaya koyduğu gerçek bu anlayışında dışında yeni bir bakış açısı kazanmamıza olanak sağlıyor. Bu durum daha çok, fizikteki klasik mekaniği uzun yıllar fiziğin kendisi sanmamıza rağmen; kuantum mekaniğin geliştirilmesi ile asıl gerçek olanın parçacık ve enerji alanları düzeyinde olduğunu anlamamız durumuyla benzerlik gösteriyor. Fizikteki sonunun kaynağı, dışımızda gözlemlediğimiz dünyanın büyük, elle tutulur ve görülebilir nesnelerden oluşmuş olmasının yarattığı yanılgının sonucuydu. Büyük nesnelerin iç dünyasını anlamaya başladıkça, işleyişin nesneler düzeyinde olmadığını; aksine gözle göremediğimiz, algılayamadığımız partikül-enerji dünyasında yaşandığını ve bunun sonuçlarını nesneler üzerinde gözlemlediğimizi anlamamıza dayanmaktadır. Thomas Insel, bu noktaya atıfta bulunarak; sağlımızın aslında bir bütün olduğunu ve altında yatan nedenlerin sinir sistemimiz ve beynimizde gerçekleştiği bakışına ulaşılmasında ilk adımı atanlardan biri olmuştur.

"Thomas Insel: Toward a new understanding of mental illness"https://www.ted.com/talks/thomas_insel_toward_a_new_understanding_of_mental_illness

Ölüme neden olan hastalıklar için aids, kanser ve kalp krizi, inme gibi sorunların başı çektiğine inanmış olmamıza karşın; İstatistiki yöntemlerle ölümlerin nedenlerine ilişkin yüzdesel dağılımına baktığımızda; intihar, saldırı, trafik kazaları, (savaş) gibi faktörlerin asıl nedenleri oluşturduğunu görmekteyiz. Bu föktörlerin kökenini araştırdığımızda ise, beyin bozukluklarının (eski ifadesiyle ruh sağlığı veya kişilik sorunlarının) asıl nedeni oluşturduğunu bulmaktayız.

The Chemistry of Life: The Human Body - By Michael Schirberhttp://www.livescience.com/3505-chemistry-life-human-body.html

Öte yandan bedenimiz 60 kimyasal elementin dengeli bulunması ve çalışmasına bağlıyken; beyinimiz için durum oldukça kompleks. 100'ün üzerinde nörotransmit ve 50'nin üzerinde peptid tespit edilebilmiştir.

Brain Basicshttp://www.nimh.nih.gov/health/educational-resources/brain-basics/brain-basics.shtml

Neurotransmitterhttps://en.wikipedia.org/wiki/Neurotransmitter

Neuroscience, 2nd editionhttp://www.ncbi.nlm.nih.gov/books/NBK10799/

Bütün bu bilgilerin ışında bir bireyin sağlıklı olabilmesi, moleküler biyolojik seviyedeki kimyasalların beden ve beyin üzerinde dengeli bulunması ve dengeli çalışmasına bağlıdır. Bu durumu sağlamak tam olarak henüz elimizde değildir. Doğuştan gelen genetik dna sorunları; diğer bir deyişle kalıtımsal sorunlar bireyin sağlıklı gelişmesine olanak veremediği durumlarda ya da yaralanma sonucu ortaya çıkan anomaliler nedeniyle oluşan sorunlara tam olarak çözüm üretilememektedir. Bu yüzyıl içinde yapılan analiz ve test çalışmalarının, gelecek yüzyıl içindeki geliştirmelere kaynak oluşturacağını da unutmamak gerekir.

Öte yandan sağlıklı bir bireyin; sağlığının sürdürülebilirliğini sağlamak yine bireyin kendi elindedir. Bunun için beslenme, çevresel faktörler, dinlenme, sportif aktivite ve bilinç seviyesini yükseltmek için sürekli eğitim gerektiğini akıldan çıkarmamak gerekir.

Eğer psikoloji, nöropskikoloji ya da tıbba farklı bir açıdan bakma konusunda açıksanız; aşağıdaki David Anderson'nun konuşmasını ayrıca dinlemenizi öneririm. Eğer bu konuşmadaki ana fikri, tüm tıb alanına aktaracak olursanız; yukarıda açıklamaya çalıştıklarımın daha netlik kazandığını fark edeceğinizi umuyorum.

David Anderson: Beyniniz bir kap kimyasal çorbadan daha fazlasıdır
https://www.ted.com/talks/david_anderson_your_brain_is_more_than_a_bag_of_chemicals?language=tr

Sağlıkla kalın.

Friday, 8 January 2016

Eş olmak üzerine lakırdı.


Sevdiğimiz dost ve arkadaşlarımızla; eğer aynı çatı altında değilse akrabalarımızla güzel bir ilişki-iletişimi sürdürmek aynı evin içinde eş ile yaşamı paylaşmaktan çok daha kolaydır. Çünkü herkes kendi hayatını yaşar ve kimse kimseye hayata dair sorumluluklar yüklemez. İş çevremiz hariç olmak üzere; arkadaş ve dostlarımızla genelde her günü birlikte geçirmeyiz. Çocuklar küçükken aynı evin içinde yaşamak yine nispeten kolaydır. Çünkü ilk önce sevgi bağı çok güçlüdür; çok sevimlidirler ve ikincisi bir yöneten - yönetilen ilişkisi istemeden olsa da kurulur. Elbette tüm bunların zor zamanları, tahammül edemediğimiz davranış veya anları vardır. Öyle olsa bile çözümleriz; ya da çocuklarımız hariç arkadaşlarla olan iletişim sıklığını geniş zamana yayarak belki bir yol bulabiliriz; hiç olmadı iletişimi keseriz. Aynı evin içinde eşimiz ile yaşamaktan çok daha kolaydır.

Günümüzde eş ilişkisinde bir alt-üst (yöneten-yönetilen) kurulmamalıdır. Dominant bir karakter her zaman yöneten olmak isteyebilir. Fakat bu olduğunda; biliriz ki; harika olabilecek bir ilişkinin içine dikenler koymaya başlamışızdır. Çünkü hiçbir insan aşağılanan, yönetilen, sözü umursanmayan, değersizleştirilen kişi olmak istemez. Üstelik çok severek hayatını bağladığı - can yoldaşı olarak yola çıktığı eşinden bu davranışı görmek istemez. Evlilik deneyimi olan herkes bilir ki; asıl söylenmeyen beklenti; eşinizin sizin en iyi arkadaşınız-dostunuz-can yoldaşınız-hayata onun elleriyle tutunduğunuz-zorluklara birlikte göğüs gereceğiniz-güzel zamanları birlikte kutlayacağınız-saygı duyup-saygı duyulacağınız-güvenip-güvenildiğinizi hissedeceğiniz; evliliğinize sahip çıkan kişidir. Her aile kendi içinde ayrı bir kültür barındırdığından; ilk başlarda kültürel farklılıklardan kaynaklanan çatışmalar olsa bile; bu uzun süren bir durum değildir.

Fakat asıl hassas olan nokta ise; günümüzde fazlaca yapılan bir hata olan eşlerin bireyler olarak hayatlarını sürdürmek istemeleridir. Birey ile eş kavramı birbirine taban tabana zıt iki kavramdır. Her birey kendi hayatlarını yaşar. Eşler ise ortak bir kültür içinde ortak hayatlarını yaşarlar. Bunu yapamayanlar zamanla eş duygu-paylaşım-hissinden uzaklaşmaya başlarlar. Bir süre sonra bir evi paylaşan arkadaşlar olurlar. Ve zamanla aynı evi paylaşan bireylere dönüşürler. Aynı evin paylaşılması bir çok nedene bağlı olsa da; genellikle düzeni bozmak istememe, rahatlığın alışılmışlığını bozmak istememe, yeni bir düzene geçme isteksizliği veya ekonomik nedenlere bağlıdır; kimi zaman ise sosyal-statü endişelerine bağlıdır. Fakat orada çok önce eş olmayı bırakmış iki insan vardır. Bitiş sürecinde arkadaşlık ve birey olma yalnızca bitişin aşamalarıdır. Olumsuz davranış-kavga-şiddet-eziyet etme-alkol-yüklü borçlar vs gibi sorunlara hiç değinmeyeceğim. Çünkü bu noktada zaten eş olma hali kalmamıştır. Ezen-ezilen ilişkisi sürmektedir. Eş olma hali daha çok birlikte öğrenme-gelişme hali gibidir.

Bunun için hayatın bize sunduğu zamanların en çoğunu onunla birlikte denge-sevgi-saygı içinde gelişerek-iletişim halinde geçirmeliyiz. Tersi durumlar; dışarıdan harika görünse bile yukarıda saydığım endişelerin sonucu olarak; bir tiyatronun sahnelenmesinden başka birşey değildir ve önünde sonunda biter. Bitiş ise; ender olarak iki kişi tarafından iyi yönetilebilir. Unutmadan eş olma hali anlaşma hali değildir; yaşamı paylaşma halidir. Eğer anlaşma ihtiyacı doğmaya başlamışsa; çatlaklar oluşmaya başlamıştır..